14 Mart, 2008

UEFA Kupası Çeyrek Final

UEFA 4. turunda ilk maçlarda avantaj sağlayan takımlar sürpriz olmadan çeyrek finale çıktılar ve kura sonucu bu şekilde eşleştiler. Son maçlarda bir tek Werder Bremen-G.Rangers maçını canlı seyrettim. 2-0'ın rövanşında Almanya'da neredeyse 90 dakika tek kale oynadı Werder, çok pozisyon yakaladı ama 1-0'dan fazlasını yapamayıp elendiler. 86. dakikada topu 1 metreden direğe nişanlamaları büyük başarıydı. Werder kalecisi Tom Wiese'nin İskoçya'da yaptığı mallık ve yediği 2 hatalı gol Werder'i kupanın dışına itti. Rusya'da Zenit 3-1'in rövanşında Marsilya'yı 2-0 yenip tur atladı ama bu maç hakkında soruşturma başlatıldı. Zenit'in kupadan diskalifiye edilmesi gündemde. UEFA 20 Mart Perşembe günü toplanıp Zenit maçı hakkındaki son kararını verecek. Sebebi ise Zenit taraftarının Marsilyalı siyahi oyunculara karşı maç boyunca ırkçı tezahuratlar yapması. Bayern-Fiorentina finali çok yakışıklı olur.

CL Çeyrek Final

Şampiyonlar Ligi çeyrek final kuraları çekildi. Fenerbahçe'ye Manchester United ya da Arsenal'i istiyordum ama olmadı. Şampiyonlar Ligi'nin bu sene en az gol yiyen takımı Chelsea ile idare edicez bu tur. En azından Schalke'den iyidir böyle olması. Yarı finalde Arsenal-Liverpool maçının galibiyle karşılaşacak Fenerbahçe-Chelsea turunu geçen. Geçen seneki gibi bu sene de 3 İngiliz olur yarı finalde. Bu arada Roma-Manchester eşleşmesi de ilginç olacak. Son iki senede 4 kere karşılaştılar. İyi alıştılar birbirlerine.

Esteban

Nou Camp, Gate 2 ve Esteban. Sanırım heryerdeyiz.

13 Mart, 2008

Bunları Evde Denemeyiniz

Miroslav Klose attığı kafa golleri ve gol sonrasındaki taklaları ile dikkatimizi çekmişti ilk önceleri. Ama son zamanlarda Bayern forması ile attığı gollerden sonra görmüyorduk o taklalı gol sevinçlerini. "Neden ki?" diye düşünürken cevap Klose'nin kendisinden geldi. Klose'nin evdeki ufaklıklar biraz büyümüşler artık, sahada izledikleri babalarını taklit ediyorlarmış sürekli evde. Klose de onların da takla atmaya kalkışıp, kendilerini yaralamamaları için bırakmış gol sonrasında havada saltolar atmayı. Son taklasını Bayern'deki ilk golünde atmıştı, en alttaki fotoğraf o son an. Gördüğümüz kadarı yanımıza kâr kaldı yani. Martins'in taklaları ile idare edicez uzunca bir süre.



Yeni Nesil Formalar

Şubat başında oynanan hazırlık maçlarında en çok dikkat çeken konu alışılaglemişin dışındaki milli takım formalarıydı. Bizim turkuaz formayı göremedik henüz ama yeni tasarımlarıyla karşımıza çıkan Hollanda, Fransa ve İspanya formaları klasik formalarından çok farklı. Bizim forma ismini Akdeniz'in renginden alan turkuaz'dan geliyor, turkuaz da ismini Türkler'den alıyor. O kadarını biliyoruz da daha düzgün bi forma dizayn edilemezmiymiş bu rengte onu anlamadım. Hollanda formasında mavi ise Nassuan Mavisi olarak geçiyor. İkinci rengi olan turuncuyu kullanan Hollanda Kraliyeti'nin asıl rengi bu mavi tonlar. Kimi Hollandalılar bunu bugüne dek yapılmış en güzel forma olarak değerlendirirken kimisi de "Siyah, Beyaz, Turuncu, Mavi... bir sürü forma yaptılar deplasman forması diye. Bi karar versinler artık" diye bir hışımla parlıyor. Ama çoğunluk sevmiş bu fikri. Fransızlar bu kırmızı formayı en son 102 sene önce İngiltere ile oynadıkları ve 15 gol yedikleri maçta giymişler. İspanya formasında sarı ne alaka onu bilmiyorum. Bayrak rengi de geç. Kırmızı Türkiye ve İspanya, mavi Fransa, turuncu Hollanda formalarını görmeye devam ederiz bana kalırsa.


Plaj Kramponları

Madem güne Gökhan Gönül'ün tekmelikleriyle başladık, futbol aparatlarıyla devam edelim. Avrupa liglerinin sonuna yaklaşılıp, yavaş yavaş Euro 2008'e doğru ilerlerken sponsorluk kavgaları renkleniyor. Futbolcu sponsorluğu paraya aç futbolcuların ruhlarını sattığı bir piyasadır gözümde. Kıl olurum alayına. Neyse, bir yanda Nike'ın sermayesi; Van Nistelrooy, Cristiano Ronaldo, Roony, Ronaldinho vs.. diğer yanda Adidas'ınkiler; Ballack, Robben, Viera, Gerrard, David Villa, Messi vs... Krampon reklamları var bu aralar bol bol. Nike'ın Mercurial serisine karşılık Adidas'ın F50 modelleri. Arabalardan çok anlamam ama F50 Ferrari'nin efsanevi bir modeliydi herhalde. Hikayeler ve özellikler hep aynı. Daha hızlı koşmayı, daha kıvrak hareket etmeyi, daha isabetli şutlar çekmeyi, daha teknik paslar vermeyi... sağlıyorlarmış. O zaman sorarlar adama "Her şeyi bu kramponlar hallediyorsa futbolcular ne boka yarar?" diye. Tamam eski kramponlar daha güzeldi falan diye nostaljiye vurmayacağım muhabbeti -ki öyleydi- ama düzgün bir şey yapın bari. Krampondan ziyade dandik plaj ayakkabılarına benzettim bunları. Kibariye gibi söylemek gerekirse "Ablam berbatsınız." Yakında bu ayakkabıların halı saha modelleri çıkar, çoluk çocuk alır kotun altına giyer.



My Love Hatice

Kaka tişörtüne, kramponuna, tekmeliğine "i belong to jesus" yazar da bizimkiler eksik kalır mı. Fenerbahçe soyunma odasından bu fotoğraf da. Gökhan Gönül'ün tekmelikleri karşımızda. Üzerlerinde Gökhan'ın forma numarası ve eşinin ismi yazıyor; "MY LOVE HATİCE 77"

12 Mart, 2008

Spacesounds

Bu konuların meraklısı var mıdır burada bilmiyorum. Tribün dergi'de güzel bir link görüp, hemen girdik. Buraya da koyayım dedim, meraklısı vardır belki. Dünyanın farklı bölgelerinde farklı özelliklerdeki fırtınalardan tutun da balinalar, dinazorlar ile gezegenlerin açığa çıkardıkları enerjilerin vs.. seslerine kadar bir sürü farklı ses datası var. Siteye buradan girip, hunharca kurcalayabilirsiniz ama dikkat edin bozmayın siteyi.

Kayseri Kadir Has Stadyumu






Toplumların Afyonu

1970'lerde Salazar diktatörlüğünde Portekiz'de halkı uyutmak için kullanılan 3F formülü. Fado-Fiesta-Futebol. Neyse ki 1974'te Karanfil Devrimi ile tekmeyi basıyorlar Salazar'a. Fado; Portekiz müziği, Fiesta; karnaval, Futebol; futbol.

Deplasman Otobüsü #5

-Kural 5; Deplasmanların resmi olmayan içeceği biradır. Bu yüzden ilk 2 saatten sonra her 15 dakikada bir sağa çekilip ihtiyaç molası verilir. Buna bağlı olarak normal yolculuk süresi +3 saat üzerinden hesaplanır.

----

Sergio Garcia

Barcelona'nın genç takımından çıkma 24 yaşındaki Sergio Garcia de la Fuente. Ancak Real Zaragoza maçları yayınlandığında izleme fırsatım oluyor. Sırf bu sene izlediğim maçlardaki performanslarını göz önünde bulundurursak bile gözün kapalı sağ kanadı teslim edeceğin bir adam, bonservisi 4 milyon euro. Zaten bizde adettir iki maçını izleyip transfer yapmak. Gerçi Aceto'da gördüm ki Reyes de Atletico Madrid'in satış listesindeymiş 5 milyon euro bonservisle. Bakalım kimler kapışacak bu adamlar için sene sonunda.

Milano Hatırası

Türkiye'de çok seveni var Liverpool'un ama ben oldum olası ısınamadım. İnter elesin, finalistler arasına bir İtalyan daha katılsın istedim ama olmadı. Liverpool'un çeyrek finale çıkmasının tek sevindirici yanı; Fenerbahçe'ye sağlam bir İngiliz rakibin çıkma olasılığının artmış olması.

Torres'i Atletico Madrid'teyken çok severdim, zamanında Atletico Madrid'i yarı yolda bırakmamak için Chelsea'ye gitmediğinde daha da hastası olmuştum. Ama eskisi kadar sevmiyorum onu da. Benitez "Oooo! Bu bi şey mi, bekleyin Torres daha neler yapacak" gibisinden konuşmuş maçtan sonra. "Daha ne yapsın" diye sorarlar adama.

11 Mart, 2008

Kovulma Skalası


Bu haftasonu oynanan maçların faturaları yeni yeni kesiliyor. Parma evinde Sampdoria'ya, Vestel Manisaspor deplasmanda Fenerbahçe'ye yenildi, Benfica da evinde bu sene 1 galibiyeti olan lig sonuncusu Leiria ile berabere kaldı kendi sahasında. Bu üç maçı ortak paydada birleştiren nokta maç sonuçlarının teknik direktörler için bardağı taşıran son damlalar olması. Parma'da Domenico Di Carlo, Manisa'da Yılmaz Vural, Benfica'da da Jose Antonio Camacho'nun görevine son verildi dün. Yılmaz Vural için pek üzülmüyorum. Nasıl olsa Lig Tv var, Şansal haftasonu İnönü'ye yollar onu Beşiktaş-Trabzonspor maçında Ümit Kayıhan ile Melih Şendil'in yanına yorumcu diye. Di Carlo ve Camacho'ya da üzülmüyorum aslında. Tanımıyorum adamları. Ama her üçünün de kovulması aynı günlere denk gelince kulüplerin tahammül gücünü karşılaştırmak istedim.

Parma sezon başında Di Carlo ile başlamış, keza Benfica da aynı şekilde Jose Camacho ile çalışıyor sezon başından beri. Parma bu sene 27 maçta 5 galibiyet alabilmiş ve 20 takımlı Serie A'da 17. sırada, küme düşme hattının 1 sıra üstü. Son 11 haftada sadece 1 galibiyeti var. Benfica Portekiz Ligi'nde lider Porto'nun 14 puan arkasında 2. sırada şuan. Geçen hafta UEFA Kupası'nda kendi evlerinde Getafe'ye yenildiler 2-1, büyük ihtimal elenirler İspanya'daki maçta. Yılmaz Vural ise son 6 lig maçında görev yaptı Vestel Manisa'da. İlk maçını kazanınca Vestel kurtuldu dediler de ilk ve son galibiyetiydi o. Bu dönemde Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzon deplasmanlarına gittiler. Trabzon'da iyi top oynadılar ama apaçık şekilde hakem kurbanı oldular.

Sadece bunlara bakınca söylenebilir ki; teknik direktörlere tahammülü en az olan, onları gözden ilk çıkartan bizim yöneticiler. Türkiye'de günah keçisi olmak için güzel meslek teknik direktörlük. Gerçi çalıştığınız kulübe göre değişiyor bu işler. Beşiktaş yönetiminin yarım sezon dayandığı Del Bosque 2008'den sonra İspanya Milli Takımı'nın başında. Bilmediğimiz, yeni bir şey çıkmadı bu incelemeden. Uzatmayayım konuyu.

Varsa Yoksa Futbol


Bugünlerde çıkmış olması lazım kitabın. Adem Koçal ve farklı futbol dergilerindeki eğlenceli yazılarından tanıdığımız Emre Atasoy'un kaleminden Türk futbol tarihi, en iyi golcüler, bu ligte top koşturan yabancı oyuncular, gol atan hakemler, ağları delen şutlar, şut çekmeden kazanılan maçlar, unutulmayanlar vs... Üstelik karikatürlü. Zaten kitap dediğin resimli olacak, bir de renkli falan iyice artıyor albenisi.
Şöyle bir istatistik var Türkiye'ye ilişkin; Her 7bin kişiye bir doktor, her bin kişiye bir futbol yorumcusu düşüyor ülkemizde. 160 sayfa ve 6,5 Lira. Her futbol manyağının evine lazım bir tane.

Formaları giyin, kramponları bağlayın, topları hazırlayın... Eğlenceli futbol başlıyor.

10 Mart, 2008

Bi Terslik Var Ama...

Bazen futboldan hiç anlamıyormuşum gibi geliyor. Bugün de o günlerden biri. Bizim milli takımı beğenmem, Marca; İpsnaya'nın 2010 grubunu değerlendirirken; "Terim'in takımı kaya gibi" diye haber yapar. Geçen ay oynanan hazırlık maçlarında Türkiye-İsveç maçında sıkıntıdan bunalıp aynı saatlerdeki Brezilya-İrlanda maçını izlerim, diğer maçların özetlerini izledikten sonra en bayık maçın bizimkisi olduğunu düşünürüm, UEFA'nın haftalık resmi dergisi gider o bizim maçı kapak yapar güzel ve önemli maç diye. Son halka da bugün eklendi. Beşiktaş'ta sene başında defansa alınan Lamine Diatta ile top oynayamıyor diye dalga geçiyorduk maç günleri Beşiktaş'ta içerken. Gerçi son yılların en kötü defans bloğuna denk geldik, hepsiyle dalga geçiyoruz vakit buldukça. Diatta vasatın üstünde oynamıyordu çoğu zaman. Sağındakine solundakine özenip bir ara da sakatlandı. Son bir haftadır Newcastle ile idmanlara çıkıyormuş ve bugün Newcastle ile anlaşma imzalayıp oraya transfer olmuş. Newcastle United'a sorsunlar "Boş zamanlarınızda ne yapıyorsunuz?" diye. Cevap; "Günde iki kez aç karna transfer yapıyoruz." olur herhalde.

Erkek Adam Da Küpe Takar

"Ben eskiden erkek adam küpe takmaz diyordum ama Fenerbahçe'de oynadığım dönemde bir sakatlık yaşadım. Tedavi için Almanya'ya gittim ve çok uzun süren bir dönemdi. O sıkıntılı zamanlarda küpe takmaya başladım. Yaşım çok genç, bir iki sene içinde çıkartırım."

Servet Çetin / Mart 2008

Artık Zor

Messi'nin Celtic maçında sakatlandığı gece bir adım uzaklaşmıştı Barcelona şampiyonluktan. Bugün Villarreal'e yenildiler, bir yandan Şampiyonlar Ligi var, önlerindeki Real Madrid cl çeyrek final biletini Roma'ya bırakıp lige döndü, aralarındaki puan farkı 8, Messi daha 5-6 hafta kadar oynayamayacak... Henüz 11 hafta var ama bu saatten sonra Barça'nın işi zor, Real bonkör davranmazsa bu gazla Madrid'e gider şampiyonluk. Demek dünyanın en büyük takımlarının futbolu da bazen bir kişinin eline bakıyormuş. Bakalım 38. haftanın sonunda tabelanın en üstünde kim olacak.

09 Mart, 2008

"İstanbul'u Asla Unutmayacağım"

Steven Gerrard bugünlerde İnter'i eleyip takımını çeyrek finalistler arasına sokmak için heyecanla bekliyormuş. Malum, İnter-Liverpool maçı bu haftaiçi oynananacak. UEFA'nın haftalık dergisine bakınırken 7 Mart günü yaptığı ropörtaja denk geldim. İstanbul'daki o mayıs akşamını kariyerinin en unutulmaz gecesi olarak tanımlamış. Adam haklı, hangimiz unutabildik ki o geceyi. Hey gidi Atatürk Olimpiyat Stadı, sen de o geceyi yaşadın ya, her şey olur bu futbolda. İsteyenler buradan görüntülü ve yazılı olarak ropörtaja ulaşabilir.

Olmayınca Olmuyor

Cumartesi öğleni öyle bir maç oynandı ki Manchester'da kesinlikle son zamanlarda izlediğim en zevkli maçtı. FA Cup çeyrek final maçlarından birinde Manchester United, Portsmouth'u ağırladı evinde. Kazanan yarı finale çıkacak. 2006'daki 0-0'lık unutulmaz Arsenal-CSKA maçını hatırlayanlar için söyleyeyim, ona benzer bir maçtı. Ama sonu daha dramatik bitti. Manchester'ın maçın neredeyse tamamında tek kale oynadığı, topların direkten döndüğü, çizgiden çıkartıldığı, altı pas içinde ıskalandığı bir 90 dakika. İlk yarım saat sonunda Manchester farka gider dedik ama son düdük çaldığında çoktan yemiştik söylediğimiz lafı. Portsmouth bir kere gelip, penaltı kazanıp, golü atıp, geri döndü kalesine. Maçın başında Manchester'ın kalesinde Van der Sar vardı, onun oyundan çıkıp yerine Kuszczak'ın girdiğini ancak 76. dakikada yaptığı penaltıda kırmızı kart gördüğünde öğrenebildik. Penaltıdan itibaren kaleye Ferdinand geçti. Sonuç Manchester United 0-1 Portsmouth. Maçtaki pozisyonların bir kısmı şurada mevcut.



FA Cup'ın diğer maçlarında, önceki turda Liverpool'u eleyen Barnsley'in kurbanı bu kez Chelsea idi. Yakışır bu adamlara kupa. Cardiff, Middlesbrough'yu; West Bromwich de Bristol Rovers'ı eledi. Bizde Adana Demirspor üst tura çıktığında sürpriz deniyordu. Geçtiğimiz günlerde Aceto da bahsetmişti bu kupa formatından. Bizde de değiştirsinler şu Türkiye Kupası'nın formatını, grup olayına son versinler, baştan sona elemeye dönsün, İngiltere'deki, Fransa'daki gibi gelsin esamesi okunmayan takımlar da kupa için oynasın. Alt liglerdeki takımlar için kupayı kaldırmak mucize olmasın, bu görüntülere alışalım.